Zuğaşi Berepe’nin (Denizin Çocukları) “Va Mişkunan/Bilmiyoruz” albümünü iki kez dinledim. Albümü alımlama sürecim ve analiz yöntemim, dinlediğim diğer tüm albümlerde olduğu gibi “arı” bir müzikal dinleme, sonrasında arka planı araştırma ve en son bende oluşturduğu çağrışımları yorumlama üzerine kurulu. Bir diğer deyişle önce albümü dinleyip zihnimde daha teknik, müzikal bir yorum canlandırıyorum, sonra ise salt müzikten uzaklaşarak politik, toplumsal veya felsefi bir yorum getiriyorum. “Va Mişkunan” tam da izlenen bu yola uyumlu bir albümdü. Çünkü bu yöntem hiçbir şey anlatmayan, tüketimi amaçlayan ve metalaşmış[1] müzikler üzerinde uygulanması neredeyse imkansız hale gelen bir süreç olur. Fakat “Va Mişkunan” başlı başına bir “fikir” albümü olduğu için üzerine düşünmesi ve farklı açılardan bakması mümkün bir albüm. İlk dinleyişimde dahi içerisinde önemli ipuçları barındıran bu albüm, üzerine düşündükçe benim için çok daha fazla anlam kazandı. İşte tüm bu süreci sırasıyla anlatacağım.
Albüme şöyle bir göz attığımda albümün ismi, şarkılar ve albüm kapağından bunun kültürü anlatan bir albüm olduğunu düşündüm. Albüm kapağı tasarımı bana Pink Floyd’un “Wish You Were Here” albüm kapağını anımsattı. Tabii aralarında herhangi bir bağ kurmadım. Dinlemeye başladığımda ise ağıt benzeri bir giriş ve arkasından tulumla karşılaştım. Vokalin sürtone[2] olması, henüz albümün başında beni biraz gerdi desem abartmış olmam. Çünkü sonrasında giren gitarın ses kalitesi “teneke” gibiydi. Overdrive[3] rahatsız edici düzeyde “metalik” bir tınıdaydı. Bunların dışında vokal çok önde duyulurken, davul Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yoğurt kaplarıyla ritim çalan sokak çalgıcısı çocuklarla aynı hissi veriyordu. Tabii aklımdan bu düşüncelerle birlikte imkanlarının yetersiz olabileceği de geçmedi değil. Fakat bende uyanan hisleri (ne kadar “sert” olursa olsun) aynı şekilde yazma cesaretini de göstermek istiyorum. Şarkıda 5/8’lik yöresel bir ritim kullanılıyor olması da pek beklenmedik değildi.
İkinci şarkı “Golas Empula Yulun Yeşili Kamiyoni”, ilk şarkıdaki bu olumsuz düşüncelerimi büyük ölçüde kırarak “güzel” müzik cümleleri, klavye ve gitar tonlarıyla beni şaşırttı. Zaten bu şarkıyla birlikte albümün geri kalan kısmı bana düşük bütçeli bir progresif rock albümü dinliyorum hissi uyandırdı. Daha ayrıntılı olarak müzik cümleleri, riffler[4], müzik sırasında şiir olması, klavyenin stili, gitar soloları, ritmin şarkı içinde değişmesi gibi unsurlar progresif rock hissini sağlamlaştırdı. Hatta “Ernosto” adlı şarkının giriş motifini Yes’in “Roundabout” şarkısının girişindeki ritmik motife çok benzettim. Genel olarak teknik olarak değerlendirdiğimde, kötü bir başlangıcın ardından beni şaşırtan bu albüm bittiğinde, aklımda eğer teknik imkanları daha iyi olsa çok iyi şeyler yapabilecek bir grup oldukları fikrini oluşturdu.
Bütün bu müzikal deneyimin ardından internette bu grup ve albüm hakkında bir şeyler öğrenmek üzere biraz araştırma yaptım. Grup Kazım Koyuncu ve Mehmedali Barış Beşli tarafından kurulmuş. Zaten grubun kuruluşunda bir politik zemin var. Albüm de daha araştırmadan tahmin edilebileceği gibi Lazca’yı ve Laz kültürünü yaşatmayı amaçlayan, kültürün yok olmasından kaygı duyan fakat bunun yaşamasına dair umut da barındıran bir çalışma. “Kültür” kavramı benim hayatımın çok uzun bir bölümü boyunca ve halen tüylerimi diken diken etmiştir. Zuğaşi Berepe ve herhangi bir kültüre ait diğer kişiler bunu genelde çok farklı yorumlar. Kültür sanki korunması mecbur olunan, yok olursa her şeyin de onunla birlikte yok olacağı ve başka kültürlerin boyunduruğu altına gireceği bir kavram olarak kutsallaştırılır. Halbuki ben kültür kavramına bu kadar masumane bir yerden bakamıyorum. Çünkü kültür sadece bir arada yaşayan ve hemen hemen aynı etnik kökene sahip olan toplumların kullandıkları müzik aletleri, yaptıkları müzikler, çizdikleri resimler veya inşa ettikleri binalar değildir. Aksine kültür kurallar koyarak özgürlüğü kısıtlayandır. Kültür müzik, resim ve mimariyle birlikte erkek egemenliğini de korur, doğuda aşiret ve toprak ağalığı sistemini de korur, kadını ev kapatır ve gerektiğinde canını alır, erkeği askere sokar ve can aldırır. Bunların dışında hayatımıza dair kararlar verir. Evliliği, akrabalık bağını, toplumsal ve bireysel birtakım görevleri normalize eder. Bu örnekleri sayfalarca uzatabilirim. Yuval Noah Harari’nin de söylediği gibi “Kültürler birtakım kötü niyetliler tarafından insanları istismar etmek için üretilmiş komplolar değildir; daha ziyade, kültürler tesadüfen ortaya çıkan ve ortaya çıktıktan sonra etkilenen herkesten faydalanan zihinsel parazitlerdir”[5]
Sonuç olarak albümü yapanların ne kadar iyi niyetli olduklarını düşünsem de ben bu meseleye farklı yaklaşıyorum. Ayrıca endüstri içerisinde de Laz kimliğine sahip çıkılması veya kültürel yok oluşa karşı duruş gibi fikirler bile sistem tarafından “alternatif müzik” veya “özgün kültür” gibi etiketlerle pazarlandığı için bana biraz etkisiz kılınmış gibi geliyor. Son olarak ise böylesi “otantik” bir arayışın, batının “rock” müziğiyle harmanlanarak Laz kökenli insanlar haricinde “pazarlanabilir bir egzotiklik” konumuna gelmesi grubun idealleri bakımından bir çelişki oluşturuyor gibi görünüyor. Yine de grubun daha iyi imkanlarda bu albümü yapabilmesini ve bu vesileyle “en azından” estetik haz yaşayabilmeyi isterdim.
[1] Metalaşma daha önce bir market değeri olmayan servis, ürün veya ilişkilerin bir market (değiş-tokuş) değeri kazanması. (Tübitak-Ansiklopedi)
[2] Detonenin tersi. Tondan yukarı kayma.
[3] Lambalı gitar amplifikatörlerinin normal çalışma seviyesi üzerine çıkacak şekilde zorlanması sonucunda sinyalde oluşan kırpılma.
[4] Genellikle ritim bölümü enstrümanları veya solo enstrüman tarafından çalınan bir kalıp veya melodi. (Wikipedia)
[5] Harari, Y. N. 2019. Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Hikayesi. Kolektif Kitap.
Bir Cevap Yazın